PORTFÖY TAZMİNATI (DENKLEŞTİRME BEDELİ) DAVALARI VE TAHKİM
PORTFÖY TAZMİNATI (DENKLEŞTİRME BEDELİ) UYUŞMAZLIKLARI VE TAHKİM: Ticari Mirasın Tasfiyesi, Stratejik Dava Yönetimi ve Sektörel Uygulama
Portföy tazminatı (denkleştirme bedeli), acentelik, distribütörlük ve tek satıcılık sözleşmelerinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan en teknik ticari uyuşmazlık alanlarından biridir. Bu tür uyuşmazlıklar, çoğu zaman “basit bir alacak hesabı” değil; sözleşme süresince oluşturulan müşteri çevresinin, pazar payının ve ticari değer birikiminin sözleşme sonunda nasıl tasfiye edileceğinin belirlenmesidir.
Bu nedenle portföy tazminatı, uygulamada sıkça “tazminat” kelimesiyle anılsa da, birçok vakada klasik zarar hesaplarından (müspet/menfi zarar) farklı bir mantıkla ele alınır: Sözleşme süresince dağıtıcı/tek satıcı/acentenin fiilî katkısıyla oluşan müşteri çevresi ve iş hacmi, ilişki sona erdikten sonra sağlayıcı/üretici tarafından ekonomik olarak kullanılmaya devam ediyorsa; bu devam eden menfaatin hakkaniyete uygun bir karşılığının denkleştirme bedeli olarak ödenmesi gündeme gelir. Bu yaklaşım, denkleştirmenin “cezalandırıcı” ya da “salt zarar telafisi” değil; sözleşme sonrası menfaatin adil paylaşımı (tasfiye payı) niteliğine işaret eder.
Özellikle tahkim yargılamasında portföy tazminatı uyuşmazlıkları; finansal analiz, sözleşme yorumu, delil yönetimi ve normatif denetimi birlikte gerektiren ileri düzey bir uzmanlık alanıdır. Tahkimde “dosya yönetimi” başarısı; doğru vasıflandırma, doğru veri setleri ve doğru sorgu tekniği ile doğrudan ilişkilidir.
Gizlilik ve kaynak notu (Ad hoc dosyalar): Aşağıdaki tahkim gerekçesi örnekleri, taraf/ürün/pazar bilgileri bakımından anonimleştirilmiş olup; Ad hoc tahkim dosyalarındaki hakemlik deneyiminden süzülen gerekçelendirme örnekleri olarak Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu arşivindeki dosyalara dayanmaktadır. Metinde yer alan alıntılar, tahkim yargılamasının gizliliği ve mesleki yükümlülükler gözetilerek kimlik tespitine elverişli unsurlardan arındırılmıştır.
I. TTK m. 122 Kapsamında Portföy Tazminatı ve Vasıflandırma
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 122, denkleştirme talebini acenteler için düzenlemiş; m. 122/5 ile tek satıcılık ve benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşmelere de (hakkaniyete aykırı düşmedikçe) uygulama alanı tanımıştır. Bu çerçevede, uygulamada “portföy tazminatı” olarak anılan talebin hukuki dayanağı; acentelikte doğrudan, tek satıcılık/distribütörlükte ise çoğu kez TTK m. 122/5 kıyası üzerinden kurulur.
Uygulamada belirleyici olan sözleşmenin başlığı değil, fiilî ekonomik ilişkidir. Distribütörlük sözleşmesi, bayilik sözleşmesi veya iş ortaklığı adı altında düzenlenen ilişkilerde dahi;
- Fiilî veya sözleşmesel münhasırlık (inhisari yetki/tekel hakkı)
- Sağlayıcının satış organizasyonuna entegrasyon (fiyat politikası, stok/raporlama, satış hedefi, pazarlama planı, eğitim, servis standardı vb.)
- Müşteri portföyünün sözleşme sonrası sağlayıcı tarafından ekonomik olarak kullanılmaya devam edilmesi
- Dağıtıcının/tek satıcının pazarda marka penetrasyonu ve müşteri edinimi için anlamlı yatırım yapması
unsurları mevcutsa, portföy tazminatı talebi hukuki zemin kazanabilir.
Bu noktada “hakkaniyete aykırı düşmeme” eşiği, kıyas uygulamasının sınırını belirler. Bu eşik, somut olayın ekonomik gerçekliğine göre çalışır. Örneğin aşağıdaki hallerde denkleştirme talebinin tamamen veya kısmen reddi ya da ciddi indirimler gündeme gelebilir:
- Dağıtıcının müşteri kazanım katkısının sınırlı olduğu, satışların ağırlıkla markanın kendiliğinden çekim gücü ile gerçekleştiği durumlar,
- İlişkinin çok kısa sürmesi ve portföyün “kalıcı” nitelik kazanmaması,
- Sağlayıcının sözleşme sonrasında müşteri çevresinden fiilen yararlanamaması (pazarın terk edilmesi, ürünün piyasadan çekilmesi, regülasyon nedeniyle satışın durması gibi),
- Dağıtıcının ağır sözleşme ihlalleri veya kusurunun, hakkaniyet değerlendirmesinde denkleştirme aleyhine ağırlık kazanması,
- Tek satıcının portföyü “kendi bünyesinde tutmaya devam ettiği” ve sağlayıcının fiilen o portföyden yararlanamadığı senaryolar.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E.2021/4738, K.2022/3282 sayılı kararında, tek satıcılık ilişkisi ve fesih süreci gibi olgular değerlendirilirken; sözleşmenin adı kadar tarafların fiilî ticari davranışlarının ve ilişki dinamiklerinin de önem taşıdığı görülmektedir. Bu yaklaşım, tahkim yargılamalarında da normatif referans olarak dikkate alınmaktadır. (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi)
II. Yargıtay Perspektifi: Tek Satıcılık Uyuşmazlıklarında “Hak Kazanma Eşiği” ve Delil Mimarisi (19. HD 2016/11894 E., 2017/6930 K.)
Portföy tazminatı/denkleştirme taleplerinde uygulamada sık yapılan hata; uyuşmazlığı erken aşamada “hesap uyuşmazlığı”na indirgemek ve bilirkişi raporunun ciro/kâr projeksiyonlarını dosyanın omurgası hâline getirmektir. Oysa gerek mahkeme pratiğinde, gerek tahkim yargılamasında, birçok dosyada önce şu soruların cevaplandırılması gerekir:
- Sözleşme gerçekten tek satıcılık/tekel hakkı veren sürekli ilişki niteliğinde midir (TTK m. 122/5 kıyası bakımından)?
- Davacı tarafın fiilî katkısıyla oluşan portföy/iş hacmi sözleşme sonrasında davalıya “önemli menfaat” sağlamaya devam etmekte midir?
- En kritik eşik olarak: Sözleşmenin sona ermesi sürecinde davacı tarafın beyan ve davranışları (özellikle yazışmalar ve fesih sonrası ifa), tazminat talep edebilme zeminini ortadan kaldırmakta mıdır?
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2016/11894 E., 2017/6930 K. sayılı kararında , tek satıcılık ilişkisi kapsamında ileri sürülen tazminat taleplerinde (portföy/müşteri tazminatı dahil) fesih sürecine ilişkin yazışmaların ve fesih sonrası ticari davranışların tazminat hakkını doğrudan etkileyebileceği net biçimde görülmektedir. Daire, dosyada bulunan bir e-posta yazışmasının davacının feshi kabul edip etmediği yönünden değerlendirilmesini; ayrıca davacının fesih sonrasında mal alımına devam edip etmediğinin tespitini gerekli görmüş ve bu incelemeler yapılmadan hüküm kurulmasını “eksik inceleme” sayarak bozma nedeni yapmıştır (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi).
Bu yaklaşım, portföy tazminatı uyuşmazlıklarında “delil mimarisi”nin neden yalnızca CRM/ciro tablolarına indirgenemeyeceğini açıklar: Tahkimde de, fesih öncesi/sonrası yazışmalar, sözleşmenin fiilen nasıl yürütüldüğünü ve tarafların fesih iradesine nasıl konumlandığını göstererek; bazı dosyalarda hesap aşamasına geçilmesini dahi gereksiz kılabilecek bir hak kazanma eşiği oluşturur.
Ayrıca aynı karar metninde, ilk derece mahkemesinin müşteri tazminatı talebini “sözleşmenin sona erdiği tarih itibarıyla cironun düşük olması nedeniyle davalıya önemli ölçüde müşteri çevresini devredememe” gerekçesiyle reddettiği görülmektedir. Bu husus, denkleştirme taleplerinde “önemli menfaat / devredilen portföy” unsurunun olayın ekonomik gerçekliği üzerinden tartışılmasının gerektiğini; dolayısıyla tarafların sözleşme sonu ve sonrası müşteri devamlılığını somut verilerle ortaya koymasının önemini teyit eder. Bununla birlikte, uygulamada yalnız “ciro düşüklüğü” göstergesine aşırı anlam yüklemek yerine, portföyün gerçekten devam edip etmediği, sağlayıcının sözleşme sonrası menfaatinin hangi kanallardan sürdüğü ve dağıtıcının katkısının derecesi daha çok katmanlı delillerle değerlendirilmelidir.
Aşağıda kararın, yazımızın delil yönetimi ve hak kazanma eşiği temasını doğrudan destekleyen çekirdek kesiti yer almaktadır.
III. Tahkimde Dava Yönetimi: Stratejik Çerçeve ve Delil Mimarisi
Portföy tazminatı uyuşmazlıklarında tahkim süreci, “dava yönetim toplantısı”ndan itibaren stratejik olarak kurgulanmalıdır. Çünkü bu tür uyuşmazlıklarda “hak kazanma” sorunu çoğu zaman sadece hukuki nitelendirme değil; aynı zamanda hangi verinin nasıl üretileceği, nasıl ibraz edileceği ve hangi varsayımların nasıl test edileceği ile ilgilidir.
Özellikle otomotiv, ilaç ve tıbbi cihaz, gıda ve endüstriyel ürün dağıtımı sektörlerinde şu unsurlar belirleyici olmaktadır:
- Bölgesel satış organizasyonu ve bayi ağı,
- Ruhsatlandırma ve regülasyon katkısı (özellikle ilaç ve medikal sektörde),
- Zincir market ve raf sözleşmeleri (gıda sektöründe),
- Satış sonrası servis altyapısı (otomotiv ve teknik ekipman sektöründe).
Delil yönetiminde genellikle şu veri setleri önem taşır:
- CRM ve müşteri listeleri (müşteri edinim tarihi, ilk satış, tekrar satın alma sıklığı),
- Bölgesel ciro, iskonto, iade, bonus ve kârlılık tabloları,
- Sözleşme sonrası satış grafikleri (portföyün devam edip etmediğini gösteren trendler),
- Pazarlama ve yatırım giderleri (kampanya, saha ekibi, eğitim, demo, tanıtım bütçeleri),
- Fesih öncesi ve sonrası yazışmalar (hedef, bütçe, performans, münhasırlık ve bölge tartışmaları).
Tahkimde portföy tazminatı uyuşmazlıklarında bilirkişi raporu tek başına belirleyici değildir. Hakem heyeti, teknik hesaplamayı normatif denetime tabi tutmakla yükümlüdür. Bu normatif denetim; “hangi müşterinin gerçekten dağıtıcı tarafından kazandırıldığı”, “hangi menfaatin gerçekten sözleşme sonrasında devam ettiği”, “hangi gelir kaleminin denkleştirme tavanına/hesabına girdiği” ve “hakkaniyet indiriminin hangi somut olgulara dayandığı” gibi sorular üzerinden yürür.
İlaç sektörüne ilişkin arşivimizdeki bir ad hoc tahkim kararında şu tespit yapılmıştır:
“Portföy tazminatı hesabı, yalnızca ciro projeksiyonuna indirgenemez. Davacının kazandırdığı müşteri çevresinin sözleşme sonrası davalı tarafından ekonomik olarak kullanılmaya devam edilip edilmediği somut verilerle ortaya konulmalıdır.” (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi)
Bu yaklaşım, portföy tazminatını salt finansal projeksiyondan çıkarıp “devam eden menfaat” çekirdeğine oturtur.
IV. Duruşma Safhası: Doğrudan ve Çapraz Sorgu
Tahkimde portföy tazminatı uyuşmazlıklarının kırılma noktası çoğu zaman duruşmadır. Çünkü portföy tazminatı, “hesap raporu” görüntüsü altında aslında yoğun şekilde varsayım barındırır: gelecek projeksiyonu, iskonto oranı, müşteri kayıp oranı, markanın çekim etkisi, pazar doygunluğu, rekabet koşulları, ürün yaşam döngüsü, regülasyon etkileri vb.
Uzman ve bilirkişi sorgusunda şu başlıklar test edilir:
- Gelecek projeksiyonlarının dayandığı varsayımlar (baz senaryo / stres senaryosu),
- İskonto oranının belirlenme yöntemi (risk primi, ülke riski, sektör riski),
- Müşteri kayıp oranının somut dayanağı (historical churn, segment bazlı analiz),
- Marka çekim gücünün (Sogwirkung der Marke / marka çekim etkisi) portföy oluşumundaki payı,
- Dağıtıcının yatırım katkı oranı ve yatırımın portföy üzerindeki etkisi.
Otomotiv sektörüne ilişkin arşivimizdeki bir ad hoc tahkim kararında şu gerekçeye yer verilmiştir:
“Davacı distribütör tarafından kurulan servis altyapısı ve bayi ağı, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalı üretici tarafından aynen kullanılmaya devam edilmiştir. Bu ekonomik devamlılık, TTK m. 122 anlamında denkleştirme koşulunun gerçekleştiğini göstermektedir.” (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi)
Benzer şekilde medikal ürün dağıtımına ilişkin bir Ad hoc tahkim dosyasında:
“Marka bilinirliği yüksek olsa dahi, hastane portföyünün oluşturulması ve saha organizasyonunun kurulması davacının aktif katkısı ile gerçekleşmiştir. Sağlayıcının sözleşme sonrası elde ettiği menfaat, bu katkının ekonomik sonucudur.” (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi)
Bu gerekçelendirme çizgisi, portföy tazminatının “zarar” değil; sözleşme sonrası intikal eden ekonomik değerin tasfiyesi niteliği taşıdığı yönündeki doktrinsel çizgiyle uyumludur.
V. Hesaplama Yöntemi: Üç Aşamalı Model (ve Tek Satıcılıkta Gelir Kalemleri Sorunu)
Tahkim uygulamasında portföy tazminatı genellikle üç aşamalı modelle ele alınır:
1) Ham Ekonomik Değer: Son dönemde kazandırılan yeni müşterilerden (veya anlamlı biçimde geliştirilen müşteri çevresinden) elde edilen net kazanç üzerinden gelecek projeksiyonu yapılır. Burada kritik olan “ciro” değil, portföyün sağlayıcıya sağladığı devam eden net menfaattir.
2) Hakkaniyet Denetimi (TTK m. 122/1-c): Marka etkisi, sektör doygunluğu, pazarın rekabet yoğunluğu, tarafların sözleşmesel davranışları, dağıtıcının yatırım düzeyi, portföyün hangi ölçüde “dağıtıcının emeği” ile yaratıldığı gibi unsurlar dikkate alınır. Hakkaniyet denetimi, matematiksel bir formül değil; somut olay gerekçesiyle açıklanması gereken normatif bir aşamadır.
3) Üst Sınır (TTK m. 122/2): Son beş yıllık ortalama kazanç/ödeme tavanı, emredici tavan niteliğindedir.
Bu noktada tek satıcılık/distribütörlük dosyalarında uygulamada en çok hata üreten konu şudur: TTK m. 122/2 “komisyon veya diğer ödemeler” der; oysa tek satıcılıkta çoğu kez “komisyon” değil, iskonto marjı, dönem sonu primi/bonus, pazarlama katkı payları, hedef primi, servis gelirleri gibi kalemler vardır. Bu nedenle tavan ve hesaplama yapılırken:
- Hangi kalemlerin “diğer ödemeler” kapsamında denkleştirme hesabına dahil olacağı,
- Hangilerinin dağıtıcının “maliyet/operasyon” yapısına ait olup dahil edilemeyeceği,
- “Brüt marj” mı “net marj” mı esas alınacağı,
- İade/iskonto/kur farkı gibi düzeltmelerin nasıl yapılacağı
somut sözleşme, ticari teamül ve mali veriler üzerinden tartışılmalıdır. Salt ciro esaslı hesaplar, denkleştirmenin amacını saptırabilir; bu nedenle portföyün sağlayıcıya sağladığı devam eden menfaati (net katkıyı) hedefleyen bir yöntem tercih edilmelidir.
Arşivimizde bir Ad hoc tahkim dosyasında şu ifade yer almaktadır:
“Denkleştirme bedeli, haksız fiil tazminatı değildir. Bu bedel, sözleşmenin sona ermesiyle sağlayıcıya intikal eden müşteri çevresinin ekonomik karşılığıdır. Hesaplama yapılırken davalının sözleşme sonrası elde ettiği devam eden menfaat esas alınmalıdır.” (Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu Arşivi)
VI. Milletlerarası Tahkim ve Doğrudan Uygulanan Kurallar: İhtiyatlı Bir Çerçeve
Milletlerarası tahkimde taraflar sıklıkla İngiliz hukuku veya İsviçre hukukunu seçmektedir. Ancak Türkiye ile sıkı bağlantı bulunan distribütörlük ve acentelik sözleşmelerinde, denkleştirme düzenlemesinin emredici niteliği nedeniyle “doğrudan uygulanan kurallar / kamu düzeni” tartışması gündeme gelebilir.
Bu tartışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için, somut bağ noktalarının açıkça ortaya konulması gerekir. Örneğin:
- Sözleşme edimlerinin Türkiye’de ifası,
- Pazarlama/servis yatırımlarının Türkiye’de yapılması,
- Müşteri portföyünün Türkiye pazarında oluşması,
- Satış sonrası hizmet altyapısının Türkiye’de kurulması,
- Taraflardan birinin Türkiye’de yerleşik olması veya organizasyonun Türkiye’de merkezlenmesi.
Bu tür bağlar bulunduğunda, denkleştirme talebinin sırf seçilen yabancı hukuk nedeniyle tamamen dışlanıp dışlanamayacağı; somut olayın şartlarına göre tartışılmalıdır. Bu bağlamda “TTK m. 122 her durumda doğrudan uygulanır” gibi kategorik bir önermeden kaçınmak gerekir; doğru yaklaşım, her dosyada sıkı irtibat ve emredicilik/kamu düzeni ekseninde gerekçeyi kurmaktır. Tenfiz aşamasında dayanıklılığı artıran da genellikle bu “somut bağlantı” gerekçelendirmesidir.
VII. Hak Düşürücü Süre ve Usulî Risk Yönetimi
Portföy tazminatı talebi, sözleşmenin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmelidir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sürenin kaçırılması hâlinde talep, çoğu durumda esasa girilmeksizin reddedilme riski taşır.
Uygulamada “ileri sürme”nin hangi usulî işlemle güvence altına alınacağı (dava açma, tahkim talebi, ad hoc’ta tahkim bildirim tarihi, kurumsal tahkimde kayıt tarihi gibi) dosyanın tahkim şartına, uygulanacak kurallara ve somut sürece göre farklı tartışmalar doğurabilir. Bu nedenle risk yönetimi bakımından en güvenli yaklaşım; 1 yıllık süre dolmadan:
- Tahkim şartı varsa tahkim yargılamasını başlatan başvurunun (kurumsal tahkimde başvuru/kayıt, ad hoc’ta tahkim talebinin usulüne uygun bildirimi) yapılması,
- Tahkim şartı yoksa dava dilekçesiyle talebin ileri sürülmesi,
- Delillerin korunması açısından kritik yazışma ve veri setlerinin (CRM, satış raporları, bonus protokolleri) hızla sabitlenmesi
şeklinde planlanmalıdır.
Ek pratik not: TTK m. 122/4 ayrıca “denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez” der. Bu nedenle sözleşmede yer alan “portföy tazminatı talep edilemez” tarzı kayıtlar, çoğu senaryoda tek başına mutlak koruma sağlamaz; asıl tartışma, ilişkinin TTK 122/5 kapsamında kıyasa elverişli olup olmadığı ve hakkaniyet şartlarının oluşup oluşmadığı üzerinde yoğunlaşır.
Sonuç
Portföy tazminatı uyuşmazlıkları; ticari hayatın içinden doğan, yüksek ekonomik değer içeren ve ileri düzey tahkim pratiği gerektiren uyuşmazlıklardır.
Bu alanda başarı; (i) sözleşme başlığına değil fiilî ilişkiye dayalı doğru vasıflandırma, (ii) müşteri portföyü ve devam eden menfaatin somut verilerle ispatı, (iii) disiplinli delil yönetimi, (iv) duruşmada varsayımları hedef alan etkili çapraz sorgu ve (v) TTK m. 122’nin hakkaniyet/tavan gibi normatif sınırlarını doğru uygulayan bir hesaplama mimarisinin birlikte yürütülmesine bağlıdır.
Bu unsurlar birlikte sağlandığında; tahkim, ticari mirasın adil ve sürdürülebilir biçimde tasfiyesini sağlayan en etkin çözüm mekanizmalarından biri hâline gelir.
Av. İsmail Altay
Altay Tahkim ve Avukatlık Bürosu
"Portföy Tazminatı (Denkleştirme Bedeli) Davaları ve Tahkim - Av. İsmail Altay"
